27 Aralık 2025 Cumartesi

Hüsniye Balkanlı, Yalan

 18 Aralık 1939 Haber -Akşam Postası'ndan alınmıştır.

​"Genç bir kadının defterinden..."

​Ne zaman bir yalan söylesem -ki insan hayatta buna sık sık mecbur oluyor- lüzumsuz yere söylediğim bir yalan yüzünden duyduğum büyük acıyı hatırlarım ve daima içim sızlar. O yalanı söylememiş olsaydım şüphesiz şimdi sevdiği ve beğendiği bir erkekle hayatını birleştirmiş bahtiyar kadınlar arasında olacaktım...

​Şimdi bedbaht mıyım?..

​Büyük bir nankörlüğü göze almadan buna evet diyebilmem mümkün değil. Bedbaht değilim fakat zaman zaman kalbimi kemiren gizli acıya bakılırsa tamamıyla mesut değilim...

​Necati ile daha evlenmemiştim. O yaz mevsimini (K.) deki teyzemin yanında ele avuca sığmaz şen şakacı kuzinlerimle bayramda arabadan salıncağa koşan küçüklerin berrak sevinciyle plaj, dans, sandal ve kır gezileriyle çok güzel geçirmiştim.

Güzel, mehtaplı bir akşamdı... Saçlarımızı, ince esvaplarımızı ılık, okşayıcı dokunmalarıyla uçuran hafif, tatlı yaz rüzgarlarına karşı terasın bir masasında beş altı kız toplanmıştık... Mavi gecenin sükunu içinde uzaklarda çalınan bir kitaraya arkadaşlık eden kadife bir sesin aşk nağmelerini dinliyorduk. Bu güzel ahenkli sesin tesiriyle insanın kalbinde çok yüksek ve başka hisler yaşıyordu. 


​İşte bu esnada idi, gözlerim adeta mıhlanmış gibi bir noktaya takıldı... Terasın demir direklerinden birine yaslanmış, beyaz esvaplı uzun boylu, çok yakışıklı, endamlı bir erkek vücudu... Arkası dönük olduğu için yüzünü göremiyordum... Fakat tuhaf bir cazibe ile gözlerimi bu beyaz kostümden ayıramıyordum. Bu meçhul adam benim çok beğendiğim ve günün birinde hayatımı birleştireceğim erkekte olmasını tahayyül ettiğim bir tipti. Onu dikkatle tetkik ediyordum... Işığın altında, pırıl pırıl yanan denizi seyre dalan bu genç adamın demir direğe ihmalkar bir tavırla dayanışında bile bir başkalık vardı, o herkes gibi değildi. Arkaya taranmış sık kestane rengi saçları beni müteheyyiç ediyordu. Bu parlak saçlı, yakışıklı endamlı adamın yüzü de muhakkak ki çok güzel olacaktı. Fakat o sanki bana inat yapıyordu. İşte bir çeyrekten beri hareketsiz duruyor, yüzünü çevirmek istemiyordu. Yüzünü görmeden gitmesi düşüncesi, beni korkuttu. Bir kurnazlık düşündüm, bir bahane ile yerimden kalkmak, masaların öbür tarafından dolaşarak önünden geçmek ve bu suretle yüzünü görmek... Fakat ben planımı henüz tatbike vakit bulamamıştım ki çok şükür, o denizi seyretmekten vazgeçerek başını bizim tarafa çevirdi. 

Yanılmamıştım, kestane rengi kamaştırıcı bir çift gözle parlayan bu çehrede çok güzel ve asil çizgiler vardı. Kayıtsız bakışlarını masaların üstünde gezdirirken, bizim masada bir an için durakladı başıyla hafifçe kuzinlerimi selamladı. Yanımda oturan Nezahat'ı dürttüm. 

-Bu kim Allah aşkına?

Bu suali adeta korkarak sormuştum. Onun evli bir adam çıkması neşemi kaçıracaktı. Nezahat'ın tuhaf tabiatları vardı. Birini sorduğum zaman evliyse "Oh" derdi "çiftlik", çoluk çocuk sahibiyse yakasını silker "mandıra" diye cevap verirdi.

Bu beyaz kostümlü genç adam için sadece 

-Sedat Bey! dedi.

 "Sedat!" bu ne hoş ve ne ahenkli bir isimdi. Küçüklüğümden beri (s) 1i isimlere karşı bir cazibe hissederdim.. Bana öyle gelirdi ki isimleri (s) ile başlayan insanlar dünyanın en iyi insanlarıdır... Beyaz kostümlü genç adamın isminin (Sedat) olması onu bana yakınlaştırıyordu. Dudaklarımdan dökülen sevinci saklayamayarak Nezahat'ten onun hakkında malumat istedim.

​— Küçük serçeciğim, dedi... Görüyorum ki bu Sedat beyle fazla alakadar olmaya başladın - Fakat onun ahlakı, yüzündeki çizgiler gibi temiz, gözleri kadar güzel değil.. O çiftlik değil, mandıra değil, fakat bir Don Juan. Tehlikeli bir Don Juan... Bu genç mühendisin düzinelerle sevgilisi var. O kadar kurnaz ve şeytan ki kah coşkun çapkın, kah samimi ve ağır başlı görünür. Karşısındakinin ne yapıp mutlaka kalbini çalar.. Artık bu gibi işlerin mütehassısı olmuş. Fakat denilebilir ki, bu son altı ay içinde epeyce uslandı. Şimdi bir ecnebi kadınla beraber yaşıyor. Kadın nasılsa bu ele avuca sığmayan atmacayı tutmasının yolunu bulmuş, yakında da evleneceklermiş... Bu sözleri hafif bir hüzünle dinlemiştim. Bilmem neden bu tanımadığım adamın hayatının hikayesinde benim kalbimi sızla­tan birçok şeyler vardı.. Yaz mevsimi geçmiş plajların artık adı kaçmıştı.. Sular soğudu, kumlar ıslak, güneş ısıtmıyordu. Benim de bu eğlenceli hayata veda ile ailemin yanına dönmem lazımdı. Yolcu salonunda elimde bilet hızla kalabalık arasında gişeden çıkarken içeri giren bir adamla çarpıştım. önümü arkamı görmem, savruk bir tabiatım vardır . Bir pardonla geçecektim.. Fakat bunu söylemek için başımı çevirdiğim zaman kalbimin kuvvetle çarptığını hissettim.

(Devamı var)


Bu adam Sedat Bey'di. Bir ay evvel terasta gördüğüm beyaz kostümlü genç adam. Şimdi arkasında gri bir kostüm vardı fakat gene güzeldi. Koyu kestane rengi gözlerinin okşayışıyla beni dikkatle süzüyordu. Uzaklaştım. Vapur hareket edeceği esnada rıhtımda onunla gene karşılaştım. Bu sefer yalnız değildi. Yanında şüphesiz metresi olacak çok şık ve çok boyalı bir kadın vardı. Onlar çok muhabbetli idiler. İkide bir de genç adam eğiliyor kadının gözlerine bakıyordu. İtiraf ederim ki bakmak istemediğim halde gözlerimi onlardan ayıramıyordum. Ayrılık zamanı geldiği vakit kadının İstanbul'da kalacağını yolcunun Sedat Bey olduğunu anladım. Öyle gürültülü bir merasimle vedalaşıyorlar sarılmalar öpüşmeler kadın ağlıyor o teskine çalışıyordu. Kayığa bineceğim zaman Nezahat kulağıma fısıldadı:

-Nermin dikkat et!

Bu ihtarın niçin olduğunu ben çok güzel anladım. Mütemadiyen onlara bakmam Nezahat'in gözünden kaçmamıştı. Vapurdaydık hareket ediyoruz mendil sallamalar selamlar... Şimdi İstanbul arkamızda akşamın sisleriyle yavaş yavaş siliniyordu. Güvertedeki yolcular yerlerine dağıldılar. Şehir çoktan görünmez olmuştu fakat ben bulunduğum yerden kımıldamamıştım. Bir ara yanımda bir gölgenin kımıldadığını fark eder gibi oldum. Başımı çevirince koyu kestane rengi bir çift gözün sıcak ve kamaştırıcı ışıklarıyla karşılaştım. Bu Sedat Bey'di. O şüphesiz çoktan beri oradaydı. Yaklaştı ve bir yol arkadaşı nezaketiyle elindeki dürbünü karşıyı daha iyi seyredebilmem için bana uzattı. İlk düşüncem şimdiye kadar tanıdığı kızlardan olmadığımı bu Don Juan'a göstermek için dürbünü reddetmek idi. Fakat bu hareket yol arkadaşımın nezaketine karşı kaba ve terbiyesiz bir hareket olacaktı. Nezahat'ın ihtarına rağmen dürbünü almakta ve onunla konuşmakta bir zarar görmedim. arkadaşlığımız çok çabuk ilerlemişti. Senelerce beraber bulunulan konuşulan ahbaplarla insan zor samimi oluyordu. Üç dört saat gibi ehemmiyetsiz bir zamanda onunla nasıl olmuştu da bu kadar çabuk anlaşmıştık. İhtimal düşüncelerimiz fikirlerimizin bir çıkmasında bunun büyük bir tesiri vardı. Aynı zamanda bu adam hakikaten çok nazik ve terbiyeliydi. İnsanı incitecek en ufak bir şeyden çekiniyordu. Diyebilirim ki bütün geceyi onunla beraber güvertede geçirdik. Yalnız yemek yemek için salona indik.

Güzel bir akşam değildi. Mehtapsız yıldızsız karanlık bir gece. Rüzgar oldukça şiddetle esiyor, denizin beyaz köpüklü dalgaları vapurun onu bir beşik gibi sallıyordu. Rüzgarın güvertedeki eşyalara çarparak çıkardığı vahşi gürültüleri makine fısıltılarına dalga seslerine karışarak garip ve hoşa gitmez bir ahenk yaratıyordu.

Güzel bir akşam olmadığını söylemiştim. Maamafih ben o gece gibi ümitli ve mesut bir gece hatırlamıyorum. Mümkün mertebe kuytu bir köşe bulmuştuk. Nöbetçi birkaç gemi tayfasından başka kimseler yoktu. O bana yakın sokulmuş rüzgara karşı pardösüsünü siper etmişti. Aşktan değil şuradan buradan konuşuyorduk. Fakat uzaktan görenler bizim birbirini seven bir çift olduğumuzu tereddütsüz zannederlerdi. Onun derin bir meftuniyetle anlattığı sözleri ben öyle bir saadetle dinliyordum ki! Gece çok ilerlemişti. Yavaş yavaş ortalık beyazlanmaya başlamıştı. rüzgar kesilmiş şimdi toz gibi bir yağmur başlamıştı. O derin bir aşk ifadesiyle titreyen gözlerini yüzüme kaldırdı:

-Sabah oluyor Nermin Hanım. Haydi artık kamaralarımıza inelim, dedi.

Beni kapıya kadar geçirdi. Ayrılırken yavaşça kulağıma fısıldadı, bu akşam hep sizi düşüneceğim. 

Bu söz kalbimi büyük bir sevinçle titretti. Oh o kadar mesuttum ki. Fakat bu çok devam etmedi. Ben bedbin yaradılışlı değilim. Arkadaşlarım bana Nermin sen hayatı daima şaka ve güzel tarafından görüyorsun derler. Fakat bu gece kamaramda ondan ayrı ve yalnız kalınca bu saadetten endişe etmeye başladım. Her saadet üzerinde soğuk bir rüzgar gibi esen şüphe yavaş yavaş dimağımı kaplıyordu. Onun gözlerindeki o çok derin ve sonsuz sevgi pırıltılarına şimdi inanamıyordum. .Nezahat'in sözleri zehir gibi kalbimi yakıyordu. Tehlikeli bir Don Juan O kadar şeytan ve kurnaz ki ne yapıp yapıp karşısındakinin kalbini çalar. Bazan coşkun çapkın bazan da ağırbaşlı samimi görünür. Artık bu işlerin mütehassısı olmuş. Nermin dikkat et.

Bu düşünceleri fikrimden uzaklaştırmak istedim. Boş... Birçok şeyler Nezahat'ın sözlerinin doğruluğunu ispat ediyordu, daha üç saat evvel o kadından ayrılırken vaziyetini görmüştüm. Ne kadar vefalı sadık bir aşık rolü oynamıştı. Şimdi de benimle alakadar oluyordu. Ben de budala gibi bu vefasız yalancı gözlerin samimiyetine inanmıştım. Sinirlenerek yatakta doğruldum. Göreceksin ki bir Don Juan'ın yalan sözlerine inanacak gözlerinin sevgi parıltılarına kanacak değilim. Ancak öğleye doğru dışarı çıktım. Salonda idi. Şüphesiz beni bekliyordu. Yanıma koştu gülerek

-Bon jour Bayan Nermin, dedi. Rahat uyudunuz mu?

Devamı 

Biraz soğukça cevap verdim, çok iyiyim. 

Sesimdeki soğukluğu anlamış olacaktı ki bozuldu. Başka bir şey söylemedi. Yan yana güverteye çıktık. O bir söz olsun diye, 

-Yarın sabah bu vakit (T) dasınız, dedi.

Evet, dedim. Nihat'ı muhakkak rıhtımda bulacağım, telgrafı almıştır. O kadar seviniyorum ki. O bir tecessüsle sordu:

-Nihat kardeşiniz mi?

Nihat ablamın oğluydu, beni çok severdi. Fakat o dakikada aklıma bir kurnazlık geldi, yalan söyledim. Nihat mı kocam dedim. Birden çehresi karıştı. Fakat buna inanmak istemiyordu. Üzgün bir sesle sordu:

-Nasıl siz evli misiniz?

O zaman kurduğum yalanları sıralamaktan çekinmedim. Evleneli üç sene olmuştu. Oh onunla ne kadar sevişiyorduk ne kadar mesuttuk. Evlenmemiz de zaten bir aşk neticesiydi. Beni fark olunacak kadar bozgun çehresini vapurun denizde hasıl ettiği köpüklü dalgaları dikmiş hareketsiz dinliyordu. Sözümü bitirdiğim zaman benden müsaade istedi.

- Affedersiniz vapur başımı fena halde döndürdü. Müsaadenizle gidip yatacağım. Önce hareketinizden çok sevinmiştim fakat o gün akşama kadar onu göremeyince pişman olmaya başlamıştım. Akşam üstü vapur (Ç)ye yanaştığı zaman meydana çıktı. Elinde yol çantası vardı, bana doğru geldi.

-Allaha ısmarladık! Bayan Nermin dedi. Ben çıkıyorum. Güzel yolculuklar dilerim.

Ufak bir hayret ve feryattan kendimi alamadım.

-Nasıl siz İzmir'e gitmiyor muydunuz?

O kırgın bir tavırla başını salladı. 

-Niyetim öyleydi. Fakat bir iş beni burada kalmaya mecbur ediyor.

O kadar müteessirdi ki. Fakat ben bir an yalanımı itiraf etmeyi düşündüm fakat cesaret edemedim. Kim bilir o ne için kederlenmişti? bunu kendi üzerime almam belki onu güldürecekti. 

-Bahtiyar olmanızı temenni ederim, diye fısıldadı.

Ve son defa derin bakışlı gözlerini yüzüme kaldırmak istemeyerek yorgun adımlarla vapurun dar köprüsünü geçti. Rıhtımda kayboldu. Bundan sonra kendimle birçok mücadele ettim. Bazan yaptığım yalanı beğeniyor onun gibi bir Don Juan'ı benden uzaklaştırmaya muvaffak olduğum için kendimi tebrik ediyor bazan pişman oluyordum. 

Bundan altı ay sonraydı. Bir tesadüf karşıma Necati'yi çıkarmıştı. Bu genç adam bana evlenme teklifinde bulundu. Necati hakikaten yakışıklı, güzel ve iyi bir gençti fakat bende heyecan uyandırmamıştı. Mamafih teklifini kabulde tereddüt etmedim. O olmadıktan sonra benim için hepsi birdi. Bir gün Necati kütüphanesini yerleştiriyor öteye beriye dağılmış lüzumsuz mektupları yırtıyor, resimleri bulup ayırıyordu. Ben de ona yardım ediyor ayırdığı resimleri yeni aldığımız büyük albüme diziyordum. Bir kitabın içinden bir fotoğraf daha çıkararak bana uzattı. Bunu albümün baş tarafına koy Nermin dedi. Sedat en sevdiğim bir arkadaşımdır. 

Bu isim üzerimde ani bir tesir yaptı. Hafifçe titreyen ellerimle Necati'nin uzattığı resmi aldım. Fotoğraf makinesinin sabitleştirdiği bu gölge, vapurda arkadaşlık yaptığım Sedat Bey'e aitti. Sarsıldığımı hissettim. Necati arkadaşı hakkında malumat veriyordu. 

-Ah o ne şeytan ne çapkın ne ateşti. Öyle zannediyordum ki bu adam hiç uslanmayacak. seksen tane sevgilisi olmadan rahat etmez. En çok beğendiği kadına on beş günden fazla tahammül edemezdi. Daima ah bu kadın bir hafta için benim olsa ah şu güzel kız der dururdu. Sonrada oh sadakat mi bakınız dünyada ne ebediyet var ki aşkta da olsun? ilkbaharın bizi teshir eden hülyalı ılık güzelliği bile devam etmiyor. Şüphesiz Cenabı Hak bile daimi şeylerden hoşlanmadığı için olacak senede ilkbahar yaz sonbahar kış gibi mevsim değişikliği yapmış. Her şey değişiyor, dünya bile dönüyor. Bunların karşısında insanın bir noktada sabit kalması mümkün mü diye tezini müdafaya kalkardı.

Devamı 

Onu iki senedir görmedim. Son yazdığı mektuplarda evvelki düşüncelerinin büsbütün aksine derin ve sonsuz bir aşktan bahsediyordu. Yazdığına bakılırsa bu kadın şimdiye kadar gördüğü kadınlardan büsbütün başkaymış. Sedat bu kadını sevmiş fakat kadın evliymiş, kocasını da çok seviyormuş. Yeni aldığım bir mektupta yine ondan uzun uzun bahsetmişti. O mektubu demincek elime geçmişti istersen oku... İşte şurada al. Kocamın uzattığı mektubu mümkün mertebe tabiileştirmeye çalıştığım bir tavırla aldım. Bu uzun bir mektuptu ki birçok yerleri hala ezberimdedir:

"Biz insanlar kendimizi talihe karşı ne kadar kuvvetli ve hakim olduğumuzu iddia edersek edelim tesadüfün esiri olmaktan gene kurtulamıyoruz. İşte benim sevgim de böyle oldu. Heyhat ki fena bir tesadüf. İhtimal ki kırdığım kadın kalplerinin intikamını almak için olacak onu yolumun üstüne çıkarmıştı. O birçok ediplerin şairlerin tasvir ettikleri sevgililer gibi altın saçlı hülyalı yeşil gözlü fidan boylu fevkalade yaratılmış bir kadın değildi. Her tarafta gördüğümüz kumral bir kızcağızdı. Fakat o kadar hareketli sevimli cana yakındı ki Hayat ve neşe dolu yüzü güneş gibi insanın kalbini ısıtıyordu. Ne yaptığını nereye bastığını görmeyen savruk sarsak hareketleri ona başka bir cazibe veriyor, daha güzelleştiriyordu.

İptida onu yolcu salonunda savruk bir hareketle bana çarpmasından tanıdım sonra vapurda tanıştım. Yazık çok yazık ki bu evli ve  kocasını seven küçük kadıncağızı sevmek bedbahtlığında bulundum. Ah benim ilk düşündüğüm gibi başka bir erkeğe bağlantısı olmayan bir kızcağız olsaydı onunla hayatımı birleştirmekle ne kadar mesut olacaktım. Ona aşkıma ait bir kelimecik hatta yarım kelimecik bile söylemedim. aşk bazı insanı şair bazısını dahi kahraman yaparmış. Beni ise çekingen ve dilsiz yapmıştı. Bu büyük aşk ve küçük kadın karşısında cesaretim kırılmıştı. Zaten söylesem de neye yarardı. Kocasını seviyor ondan öyle bir sevgiyle bahsediyordu ki.

 Taş gibi donan vücudumda kollarımı zorla hareket ettirerek mektubu iade ettim. Söylediğim yalanın bana bütün bir saadete mal olduğunu görüyordum. Kocam mektubu diğer lüzumsuz ve yanan sobanın alevlerine attı. Bundan bir hafta sonra idi. Necati bana gene ondan bahsetti.

-Sedat'tan mektup aldım, dedi. Gene aşkından uzun uzun yazıyor ve senin gibi bir şeytanı avlayan  uslandıran bu kurnaz kadını görmek isterdim diyor. Ben de davet ettim. Senin de onu artık mektuplarından resminden tanıdığını kendisiyle de tanışmaktan çok memnun kalacağını yazdım. Dört gözle beklediğimizi ilk fırsatta gelmesini de ilave ettim ve ona beraber çektirdiğimiz resimlerden birini de gönderdim. Necati nasıl dinledim bilmiyorum. Onunla karşılaşmak düşüncesi beni fena halde korkutuyordu. Fakat korktuğum olmadı. Sedat gelmedi ve artık mektup da yazmadı. Fakat bu pişmanlığın büyük acısı hala kalbimi gizli bir yara gibi sızlatıyordu.

SON

Hüsniye Balkanlı, Yalan

 18 Aralık 1939 Haber -Akşam Postası'ndan alınmıştır. ​"Genç bir kadının defterinden..." ​Ne zaman bir yalan söylesem -ki ins...